20 Ocak 2013 Pazar

Salyangozlar

                                   SALYANGOZLAR

Amblemi salyangoz olan “hayata yavaş” projesinden bahsetmiştim daha önceki yazımda. Salyangozlar, sadece yavaş hareket eden ve ağaçlarda, bitkilerde görüp de hemen uzaklaştırmak zorunda olduğumuz canlılar olmaktan öte önemli doğa olaylarının habercisidirler.

Büyük akarsulara yakın yaşayan insanların ellerini açıp sadece Allah’a yakarmaları gerekmiyor.             Yağmur ve sel felaketinden korkan kırsal bölge insanı, büyük suların veya derelerin dibindeki ağaçlara dikkat etsin. Su kenarlarındaki ağaçların gövdelerini incelediğinizde, salyangozların  yumurtalarını ağaçların gövdelerinde yükseklere bıraktığını görürsünüz.  Öyle bir yüksekliğe bırakırlar ki tahminlerinde asla yanılmazlar.

Şiddetli yağmurdan sonra suyun ne kadar yükseleceğini bilirler. Doğanın işaretlerinden anlayan köylüler, böylece kabaran sularda boğulmaktan kurtulurlar.         

 

Füsun Kankat

 



__________ ESET NOD32 Antivirus tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 7910 (20130119) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr

14 Ocak 2013 Pazartesi

Michael Haneke'nin ödüllü filmi "Aşk"

AŞK  VE  MICHAEL  HANEKE

Almodovar’ın “İçimdeki Deniz” ve “Konuş Onunla” filmlerini anımsatan hayatın son durağında olup bitenleri enine boyuna düşündüren sinema yapıtlarından biri “Aşk”.  Oyuncular (güvercin de dahil olmak üzere), derinden etkileyen ince bir oyunculuk sunuyorlar. Michael Haneke’nin yoğun ilgi gören bu filmini görmesi gerekenlerin başında psikiyatristler ve psikologlar geliyor tabiî ki.                                       Özellikle filmin sonunda George’un (Jean Louis Trintignant) yaptığı  ötenazi olgusu ve daha sonra çiçekler alıp onları tek tek keserek lavabodaki suya atması ve diğer davranışlarındaki “normal bir hayat yaşıyormuş gibi” yapma gayretleri, en travmatik durumlarda insanın dayanma çabasını gösteren tipik davranış bozukluklarıdır. Bunun arkasında yatan duygu, “hayat! Sen benim üzerime geliyorsun ama ben dayanacağım, beni yenemiyeceksin!” türünden bir direniş savaşı.                                Ruhsal ve bedensel güç gerektiren, zor kotarılan bir durumun içinde hiç kimseden yardım almayan George’un  felçli karısıyla kurduğu iletişim ve arada bir kısa ziyaretleriyle gözüken kızı ile olan ilişkisi o kadar gerçek ki... Hiçbir zaman vakti olmayan daima önünde acil bir hedef bulunan genç insanlar,  bir zamanlar “kendilerinin” de ebeveyinlerinin en değerleri hedefi ve hatta umudu olduklarını hatırlamazlar bile. Kızı ev almaya uğraşır, oğlunun başarısını beklemektedir, orkestra üyelerinden birine aşık olan kocasının kendine dönüşünü beklemektedir, turneye hazırlanır, konserleri vardır, İskandinavya’dadır vs.  

Filme sinemaseverlerin ve bilhassa Haneke severlerin dışında psikologların ilgi gösterdiği gibi müzikseverlerin de ilgi gösterdiğini görebiliyorum, ancak beklenilenin aksine Schubert yorumları çok kısa ve tadımlık gibi geldi bana. Franz Schubert’in D 960 no.lu op. posth. sonatı kullanılmış, evet çok hoştu, fakat piyano sahneleri çok az vurgulanmış . Filmde esas olan Anne’ın (Emmanuelle Riva) çektiği acı ve ruhsal  çöküntünün kısaca son durakta aşkının ve evliliğinin de artık son notalarıdır.                            Filmde bana en dokunan sahnelerden biri ; yemekte kocasından eski albümleri istediği sahne oldu.  Eski güzel günleri, gençlik resimleri ve kocasının genç haliyle görüldüğü resimlere bakarkenki  hali ve kocasının da yemek yerken onu izleyişi.  

Film bütün görkemiyle ve emeğiyle bitti ve ben şu anda Schubert’in D 960 sonatını dinlemekteyim.  Tıpkı filmdeki  piyanist ve müzik öğretmeni Anne gibi bir zamanlar Schubert’in de hayatı bitti. Hem de erken bir vakitte.  Geride bıraktığı parlak sonatlara ve onlarca liedlere rağmen Schubert şu anda yok.    Hayat tüm güzelliklerine ve yaşanmışlıklarına rağmen film gibi Schubert gibi, Anne gibi bitiyor.                   Hayat kadar gerçek bir film izledik doğrusu. Yorucu olabilir, ama izlenmesi gereken bir başyapıt.

 

Füsun Kankat

 



__________ ESET NOD32 Antivirus tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 7893 (20130114) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr

12 Ocak 2013 Cumartesi

HAYATA YAVAŞ

“HAYATA  YAVAŞ” PROJESİ

Hayata yavaş sloganıyla yaşam tarzımıza yeni bir boyut, yeni bir soluk getirmek ve bu anlayışı çocuklarımıza aktarmak ve özümlemelerini sağlamak zorundayız. Günümüz insanında sürekli tüketerek ve devinim halinde olmaya dayanan “mutluluk” kavramı fena halde “mutsuzluk” ve tatminsizlik haline dönüşmektedir. Kimileri  bunun farkında bile değilken, kimileri de farkında olup değişemiyor.  Mutlu olmak için sürekli alışveriş yapan, yeni açılan mekanlarda yiyip içen bu insanlar büyük bir hızla bıkıp başka mekanlara kaydıklarından da restoran, kafe, bistro, braserrie her ne dersek, buralar da süratle el değiştiriyorlar.                                                                                                                    Düşünce hayatı derin ve aidiyet duygusu kuvvetli olan bazı entelektüellerin, geçmiş yıllarda müdavimi oldukları bazı çay salonları (pastaneler) vardı. Örneğin, Taksim’deki Divan’da rahmetli  Atilla İlhan’a rastlardık sıkça. Orada çayını içer düşünür ve yazardı.  Daha yakın yıllarda yine Taksim’de Marmara’da değerli düşünür ve yazar Hilmi Yavuz’u görüyorduk. Leyla Umar’ı ve daha bir çok sanatçı ve entelektüele rastlamak mümkündü. Aynı şekilde Kadıköy’de de bağlılığımızı sürdürdüğümüz bazı eski uğrak yerlerimiz var. Demek ki buralarda huzur buluyoruz ve düşünüyoruz. Satın aldığımız kitaplarımızı inceliyoruz, bir yazı hazırlayacaksak en azından onu tasarlıyoruz, bir fincan çay ve sıcak çikolata kokuları eşliğinde.  Düşünmek içi yavaşlamak gerekir. Öğrenmek için yavaşlamak gerekir.                     Dinlenmek için yavaşlamak gerekir. Anın yudum yudum içilen bir kahve gibi tadına varılmalıdır. Sürekli hareket halinde olmalıyım, hiç düşünmemeliyim –diyor insanlar, kendilerini eğlendirdiklerini sanıyor olabilirler. Düşünmenin iyiliği ya da kötülüğü, ne düşündüğünüze bağlıdır tabii ki. Düşünmekten korkulmamalıdır. Düşünmek, üretmektir ve anlamlı yaşamaktır.  Sekiz tane kazağı varken dokuzuncuyu, dört tane kol saati varken beşinciyi almak, anlamlı yaşamak değildir.                        Maddi tatmin dejenere ediyor insanları, çok paran olduğunda ne yapacağını şaşırıyorsun, ne yediğin eskisi gibi keyif veriyor, ne giydiğin eskisi kadar hoş gözüküyor.  Hızlı tüketim, insan ilişkilerine de yansıyor. Çabuk alınan ve hızla bozulan evlilik kararları, doğal olmayan arkadaşlık ilişkileri vs...Hiç düşünmeden hareket eden bir toplum haline geldik. Arkadaşlık, dostluk, aşk, evlilik, emek ve sabır gerektirir. Çocuğumuzu niye çok severiz? Emek verdiğimiz için. Aşkın tam karşılığı emektir ve emek vermediğin şey kayıp gider ellerinin arasından. Önce kendini sevmek, kendinden sıkılmamak dinginleştirir insanı. Kendini sevmeyen insanın üst beni kaçar, alt beni kovalar. Bir kaç-kovala halinde kaotik bir yaşamın içindedir artık. Karambol bir yaşam biçimindeki insan düşünemez ve üretemez. Hızlandıkça insani değerlerini yitiren günümüz yaşantısına karşı “salyangoz”un sembolize ettiği bu toplumsal hareketin adı “Hayata Yavaş” ...  TOÇEV’in yani “Tuvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı”nın yürüttüğü sosyal sorumluluk projesinin amacı; koşuşturmaca, stres ve tüketim çılgınlığıyla geçen uzun vadede tatminsizlik ve mutsuzluktan başka getirisi olmayan “hızlı yaşama” karşı hayatı yavaşlatabilmek. Bunun için toplumsal farkındalık yaratmak hedeftir.  TOÇEV’in rolü ise, kampanyanın gelirlerini çocukların ve ailelerin eğitimine aktarmak. Bu konuda ilk önce teşvik ve dikkat çekme açısından  salyangoz amblemleriyle “Hayata Yavaş” tişörtleri bu yıla damgasını vuracak. Ünlü modacı  Canan Yaka’nın tasarladığı bu salyangozlu tişörtler, tişört olmanın ötesinde yeni bir yaşam tarzının anlatılmasını hedefliyor. Tişörtler ve salyangozlu kupalar artık bize yavaşlamamız ve anlamlı yaşamamız konusunda hatırlatmalarda bulunacaklar.

TOÇEV’in tüm etkinlik ve çalışmalarına yansıyacak olan “Hayata Yavaş” felsefesi, özel eğitimli koçlar tarafından eğitim süreçlerine dahil edilecek. Bu koçlar, projenin ulaşabildiği tüm köylerde büyük şehirlere oranla daha “yavaş yaşayan” çocukların şehirdeki çocukları eğitmesi gibi değişim modelleri de ön görülüyor. Annelerin bu konuda bilinçlendirilmesi de projenin en önemli adımlarından biri.

Köylerdeki çocuklar durup gökyüzüne bakmayı, sedir ağacının köknara benzemediğini, ıhlamur ağacının ne zaman çiçeklendiğini, ayçiçeklerinin ağustos ayında toplandığını anlatacaklar şehirli çocuklara. Onlar da başlarını bilgisayar ekranından veya tabletlerden kaldırırlarsa dinleyebilecekler. Bu tuhaf çağdaş yaşantımızı biraz normalleştirebilmek için sosyal sorumluluk projesiyle mi olur, nasıl olur bilmem ama bir yerlerden başlamak gerektiğine inanıyorum.

Evet, 2013’ün sloganı “biraz yavaşlayalım”, duralım ve düşünelim. Düşünmek iyi bir şeydir !...

 

Füsun Kankat 

 



__________ ESET NOD32 Antivirus tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 7887 (20130112) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr

15 Aralık 2012 Cumartesi

TALİHİN GÜCÜ

     TALİHİN  GÜCÜ  ( LA FORZA  DEL   DESTİNO )

Yılın son günlerine yaklaştığımız bu aralık ayında yine görkemli bir opera gecesi yaşadık. Birbirinden değerli bu genç opera sanatçıları kadar ben de Prof. Güzin Gürel’i minnet duygular ile anıyorum daima. Sedat Gürel – Güzin Gürel Sanat ve Bilim Vakfı 20. Kuruluş Yılı Konseri başlıklı bu gecede tam onsekiz eser seslendirildi büyük senfoni orkestrası eşliğinde.  Önemli opera eserlerinden seçilen birbirinden güzel aryaları dinlerken hemen önümde oturan Prof. Güzin Gürel’in desteklediği ve yetiştirdiği genç sanatçıları izlerkenki mutluluğunu ve iftihar ifadesini yüzünden okuyabiliyordum.        Ben, çok sevgili gözdelerim Deniz Yetim, Alp Köksal, Onur Ertür ve Burak Bilgili’yi tekrar dinleyebilmenin tadını  çıkarıyordum. Puccini’nin Manon Lescaut’dan Manon’un aryası “Sola perduta”dinledik Deniz Yetim’den.  Deniz Yetim, Bakü’de yapılan VI. Byulbyul Uluslararası Şan Yarışması’nda bu yılın ‘Grand Prix’ ödülünü aldı. 2013-2014 yıllarında Rusya ve Bakü’de birçok opera, konser ve festivalde yer alacak. Daha bir çok ödül sahibi olan Yetim, ikinci bölümde  Burak Bilgili ile birlikte Verdi’nin “Talihin Gücü” ( La Forza del Destino ) operasından bir düet  “or siam soli” yi söylediler. Maria Callas kalktı ve geri döndü dedim içimden...                       

En çok etkilendiğim anlardan biri de  Hale Soner’in seslendirdiği  Donizetti’nin Lucia di Lammermoor’dan Lucia’nın aryası olan “ Il dolce suono... Spargi d’amore pianto” olağanüstü bir şölendi. Hale Soner, 2004 yılında Siemens Şan Yarışması birincisiydi ve yurt dışında önemli Master Class’lara katılan soprano , 2007’den beri Prof. Güzin Gürel’le çalışıyormuş. Günbatımı renginde göze hitap eden  elbisesi ve ve akıp giden lirik sesiyle bize “mutluluk” sözcüğünün tam anlamını yaşatmış oldu...  Bir Onur Ertür var. İyi ki var!  Gözlerinde zeka kıvılcımları parlayan bu genç adam komik operalarla çıktı karşımıza. Muzur tavırları komedi-tiyatro tarzı ve güzel sesi ile çok dikkat çeken bir tenor. Hepsi çok değerli sanatçılar ve çok emek verdikleri belli, ama en çok etkilendiğim anlardan bahsediyorum burada.

Konserin sonunda Prof. Güzin Gürel’i sahneye davet ettiklerinde  şahit olduğumuz sevgi seli ve şükran duygusu gerçekten düşündürücüydü. Aynı zamanda hayatın bir “veriş-alış” esasına dayalı olarak yaşanması gerektiğinin çok anlamlı bir kanıtıydı da. Hepsi tek tek sarıldılar ve yediler bitirdiler sevgili profesör Gürel’i...Ulu bir ağaç hem gölgesinde barındırır, hem de döktüğü meyvalarıyla insanları besler ve keyiflendirir. İşte Prof. Güzin Gürel böyle ulu bir mürşit olsa gerek!                                                          Finalde, bütün sanatçılar ellerinde Türk bayrakları ile sahneye iki taraftan gelerek koro yaptılar ve en son bis parçası olarak da “finunculi  finuncula”yı  tüm seyircilerle birlikte söylerken coşku ve haz doruktaydı.  Yüzlerde tebessüm yavaş yavaş sağanak yağmur altında düzayak ve eski tarz opera evimizden çıktık ve ıslak caddede “yomme yomme yomme yomme yom!” nakaratıyla “funinculi fuincula”yı söyleyerekten “just the walking in the rain” halinde evimize döndük.         

 

Füsun  Kankat                                    

 



__________ ESET NOD32 Antivirus tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 7802 (20121214) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr

E-posta gönderiliyor: TALİHİN GÜCÜ

<<...>>
İletiniz aşağıdaki dosya veya bağlantı ekleriyle gönderilmeye hazır:

TALİHİN GÜCÜ





__________ ESET NOD32 Antivirus tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza
veritabanı sürümü: 7802 (20121214) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr